Arnavutluk, AB üyeliği için 15 yıldan fazla bir süre önce başvurdu ve katılım için belirlenmiş bir tarih olmasa da, AB’nin son ilerleme raporu, Balkan ülkesinin, pazar güçlerine ve blok içinde olmanın getirdiği rekabet baskılarına dayanabilecek, işleyen bir pazar ekonomisi geliştirme yolunda ilerlediğini gösteriyor.
Aday ülkelerin kabul edilebilmesi için çeşitli ekonomik kriterleri karşılaması gerekiyor. Buna makroekonomik istikrarın, yüksek kaliteli ekonomik yönetimin, uygun bir işgücü piyasasının ve yeterli altyapının gösterilmesi de dahildir.
Arnavutluk ekonomisi 2021’de güçlü bir toparlanma yaşadı ve bu toparlanma 2022’de de devam etti. Bu, 2019’daki büyük deprem, Kovid-19 salgını ve Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan üçlü şoka rağmen gerçekleşti.
Avrupa’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Arnavutluk’ta da enflasyon son zamanlarda düşüş gösterdi ancak sıkı işgücü piyasaları nedeniyle yüksek kalmayı sürdürüyor. Ancak bu yıl için reel GSYİH büyümesinin yüzde 3,3 olacağı tahmin ediliyor. Peki Arnavutluk ekonomisinin arkasındaki itici güç nedir?
Euronews Muhabiri Paul Hackett ve Arnavutluk Başbakanı Edi Rama.
Bir inşaat patlaması
Batı Balkan ülkelerinin bloğa katılma yolunun açılmasına yardımcı olmak amacıyla Brüksel, stabilizasyon ve birleşme süreci. Bu, bölgeye yönelik siyasi ve ekonomik hedefleri ortaya koymaktadır.
Batı Balkan bölgesindeki ülkeler ile Avrupa’nın geri kalanı arasında yakınlaşma eksikliği, bu ülkelerin AB üyeliğine izin verilmesinde önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Bu şu anda AB’nin ortalama seviyelerinin yaklaşık yüzde 35’ine denk geliyor.
Ekonomik yakınsama bazen ‘yakalama etkisi’ veya daha yavaş bir kalkınma ve ekonomik büyüme düzeyine sahip bir ülkenin ‘daha zengin’ bir ülkeyi yakalamasını sağlayan koşullar olarak tanımlanır.
Arnavutluk örneğinde ülke, ekonomik büyümeyi artırmak amacıyla inşaat ve turizm sektörlerine yoğun yatırım yapıyor.
Ülkenin demiryolu ağı, AB’nin Batı Balkanlara yönelik Ekonomik ve Yatırım Planının (EIP) yardımıyla tamamen elden geçiriliyor.
EIP, demiryolu ağını, tren istasyonlarını ve sinyalizasyon sistemini yenilemenin yanı sıra, güneş fotovoltaik enerji santralleri gibi yenilenebilir enerji projelerinin yanı sıra dijital altyapıyı geliştirmek için de kullanılıyor.
Euronews Muhabiri Paul Hackett ve Arnavutluk Demiryolları Proje Uygulama Birimi başkanı Bashkim Kasoruhu.
Arnavutluk Demiryolları Proje Uygulama Birimi başkanı Bashkim Kasoruhu euronews’e yaptığı açıklamada, demiryolu projelerinin büyük bir ekonomik, sosyal ve çevresel etkiye sahip olacağını ve Arnavutluk, daha geniş Balkan bölgesi ve Avrupa içindeki ulaşım bağlantılarını önemli ölçüde iyileştireceğini söyledi.
“Bağlantı en önemli husustur. Bu en büyük limanları birbirine bağlamanın etkisini hayal edebilirsiniz. Toplu taşıma terminalinin bulunduğu liman [Durres], [Tiran] havaalanı ve Tiran şehir merkezi tüm altyapıyı tek bir merkezde toplayacak” dedi.
Arnavutluk’un en büyük iki şehri olan Durres ile Tiran arasındaki yeni demiryolu bağlantısı, tamamlandığında 40 dakikalık karayolu yolculuğunu yarıya indirerek yaklaşık 20 dakikaya indirecek. Proje, AB yatırım hibesinin yanı sıra Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan (EBRD) alınan krediyle de finanse ediliyor.
Bir turizm başarı öyküsü
Arnavutluk’un kıyı şeridi Adriyatik ve İyonya Denizleri boyunca 450 kilometre uzanıyor. Turistlerin ilgisini ülkenin Akdeniz iklimi, uygun fiyatları ve doğal güzellikteki alanları çekiyor.
Kuzeyde Karadağ ve güneyde Yunanistan arasında yer alan bu bölge, nispeten kısa feribot güzergahlarıyla İtalya’nın Bari ve Brindisi limanlarına bağlanmaktadır. Bu coğrafi faktörler göz önünde bulundurulduğunda Arnavutluk’un hızla Avrupa’nın en sıcak turizm destinasyonu haline gelmesi sürpriz olmayabilir.
Arnavutluk, geçen yıl Ocak ve Eylül ayları arasında rekor kıran 8,3 milyon turisti ağırladı; bu rakam, 2022’de aldığı 7,5 milyon turistten 0,8 milyon daha fazla. Bu yükseliş eğiliminin devam etmesi bekleniyor.
Euronews ayrıca Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile de görüştü. Röportajın tamamını izlemek için yukarıdaki medya oynatıcısındaki videoya tıklayın.
Reel Ekonomi’nin bu bölümünde, AB’nin makro-mali yardımına odaklanıyoruz; bu yardım, komşu ülkelere kriz zamanlarında ekonomilerinin istikrara kavuşturulmasına yardımcı olmak için verilen acil mali yardımdır.
Son 30 yılda 27 ülkeye yardım sağlayan 16 milyar avro değerinde 77 MFA operasyonu gerçekleştirildi. En son örnek şuydu: Ukrayna’ya 1,2 milyar euro sağlandıUkrayna halkıyla dayanışma içindeyiz.
Makro-finansal yardım (MFA)Çoğunlukla son derece uygun şartlara ve düşük faiz oranlarına sahip krediler şeklinde gelir. Parayı alabilmek için ülkelerin IMF ile bir finansman programına kaydolmaları, insan haklarına saygı ve yolsuzlukla mücadele koşullarını karşılamaları ve demokratik, ekonomik ve yönetişim reformlarını uygulamış olmaları gerekiyor.
Daha geniş amaç ise AB ötesinde istikrar ve refahın sağlanmasına yardımcı olmaktır.
Kuzey Makedonya
AB adayı Kuzey Makedonya, Kovid-19’un neden olduğu şokun ardından ülke ekonomisinin istikrara kavuşturulmasına yardımcı olmak için MFA’dan 160 milyon avro aldı.
Çok sayıda işçinin ücretsiz izne çıkarılması bir tür makas etkisi yarattı: Bir yanda mali gelir yavaşlarken, diğer yanda kamu harcamalarında keskin bir artışa yol açtı.
Buna ek olarak, doğrudan yabancı yatırım kurudu ve ülkenin ticaret dengesi bozuldu.
Kuzey Makedonya AB’den 160 milyon euroluk acil kredi aldı.
Gençler üzerindeki etkisi
Kuzey Makedonya’da genç işsizlik oranı 2005’ten bu yana istikrarlı bir şekilde düşüyor, ancak 2020’de artış gösterdi.
23 yaşındaki Marija Sepetovska, sayesinde iş buldu AB’nin Gençlik Garantisi, ülkenin iş arayanlar kurumu tarafından uygulamaya konulmuştur.
“Elbette, pandemide kariyerinize başlamak özellikle gençler için stresli bir dönemdi. Özellikle ülkemizi destekleyen birçok program olduğunu görünce aslında kendime olan güvenim artıyor.”
Marija bazı arkadaşlarının o kadar şanslı olmadığını itiraf ediyor.
“Benim için çok kolaydı ama ne yazık ki diğer birçok Makedon genci için durum böyle değil. Bazıları büyük fırsatı bulmakta çok zorlanıyor. Yani burası hala en iyisi değil” diye ekliyor.
Marija, Kuzey Makedonya ajansının iş arayanlar için uygulamaya koyduğu AB Gençlik Garantisi sayesinde bir iş buldu.
Makro-mali yardımın ilk dilimi acil yardım olarak gönderildi. İkinci ödeme için Kuzey Makedonya’nın bir dizi şartı yerine getirmesi gerekiyordu. Buna genç işsizliği biriminin kurulması da dahildi.
Birimin ne yaptığını açıklayan birim başkanı Goran Petkovski, Real Economy’ye şunları söyledi: “Öncelikle operasyonel plan kapsamında aktif işgücü piyasası önlemlerinin geliştirilmesine ve sahip olduğumuz bu aktif pazar önlemleriyle gençleri nasıl daha iyi hedefleyebileceğimize katılıyorlar. Ayrıca yerel istihdam ofisi içindeki gençlik danışmanlarının işlerinin koordinasyonundan ve elbette Gençlik Garantisinin izlenmesi ve raporlanmasından da sorumlular.”
160 milyon avroluk acil durum kredisi, Kuzey Makedonya’nın zorlu bir ekonomik dönemden geçmesine yardımcı oldu, ancak Güney Doğu Avrupa Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Bölümünde Doçent olan Shenaj Hadzimustafa, bu faydaların gelecekte de uzun süreceğine inanıyor.
“O dönemde bazı bütçe ihtiyaçlarının ve ödemeler dengesi ihtiyacının karşılanması için paraya ihtiyaç duyuldu. Ancak diğer taraftan reformlar kalıcı olacak ve ülkeye olumlu etki yapacak. Dolayısıyla bu reformların sadece kısa vadede değil orta ve uzun vadede de etkisini göstermesi gerektiğini düşünüyorum.”
Bölgenin istikrarı bizi ilgilendiriyor…
Artık dördüncü on yılında olan AB, yakın zamanda Ukrayna’yı desteklemek için 1,2 milyar avroluk makro-mali yardım sağladı. AB’nin ekonomi şefi Paolo Gentiloni şunları söyledi: Gerçek Ekonomiböyle bir destek çok önemli.
“Bölgenin istikrarıyla ilgileniyoruz. Göç konusunda istikrar. Barış için istikrar vb. Ve son olarak, bu ülkelerin ticaret ortakları olarak büyük ilgimiz var çünkü Avrupa Birliği’ne üye ülkeler genel olarak tüm bu ülkelerin ana ticaret ortağıdır.” dedi.
Reel Ekonomi Kuzey Makedonya Başbakanı Dimitar Kovačevski ile görüştü
Real Economy’den Naomi Lloyd, AB’nin makro-mali yardımının Kuzey Makedonya’ya nasıl yardımcı olduğuna ilişkin daha fazla bilgi edinmek için ülkenin Başbakanı Dimitar Kovačevski ile konuştu.
Naomi Lloyd, euronews:
“AB’nin Makro-mali yardımı ülkeye ne kadar fark yarattı?”
Kuzey Makedonya Başbakanı Dimitar Kovačevski:
“AB’nin makro-finansal yardımı, yalnızca mali yardım açısından değil, aynı zamanda kamu maliyesi yönetimi alanında ve diğer alanlarda başlattığımız reformların sürdürülmesine de çok yardımcı oldu. Ancak aynı zamanda diğer uluslararası ve mali kuruluşlara ve iş birliği içinde olduğumuz bağışçılara kriz zamanlarında istikrarlı bir ekonomi politikamız olduğuna dair açık bir sinyal verdi.”
Naomi Lloyd, euronews:
“Bu reformların uygulanması ne kadar zordu?”
Kuzey Makedonya Başbakanı Dimitar Kovačevski:
“Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün raporlarındaki konumumuzu geliştirdiğimiz için suçla ve yolsuzlukla mücadele sonuç verdi. Artık demokratik koşulların olduğu bir ülkeye girdik. Çünkü geçmişte, geçmişte ülkede demokratik prosedürlerde eksiklikler vardı. Bundan dolayı çok ama çok mutluyuz.”
Naomi Lloyd, euronews:
“Reformların burada bitmemesini, ancak ileriye dönük olarak tam olarak uygulanmasını nasıl sağlarsınız?”
Kuzey Makedonya Başbakanı Dimitar Kovačevski:
“Avrupa Birliği ve Avrupa Komisyonu kurumlarıyla düzenli koordinasyonumuzu sağladık, dolayısıyla düzenli raporlamalarımız var. Bu reformların yapılmasını sağlamak için ülkede ve kamu kurumlarında iç mekanizmaların uygulanması konusunda da çok çalıştık.”
Naomi Lloyd, euronews:
“Artık Kuzey Makedonya AB’ye katılma adayı. Bir sonraki adım katılım müzakereleri. Bunların yakında başlayacağı konusunda ne kadar umutlusunuz?”
Dimitar Kovačevski. Kuzey Makedonya Başbakanı:
“Kuzey Makedonya’nın Avrupa-Atlantik birliklerine tam üye olmak gibi net bir stratejik hedefi var. Geçtiğimiz yıl bağımsızlığımızın 30’uncu yıl dönümünü kutladık ve buna NATO’nun 30’uncu üyesi olmamız da eşlik etti. Zaten 17’nci yıldayız ve hâlâ müzakerelere başlayamıyoruz. Ne yazık ki geçen yıl eski tarafından dayatılan bir meydan okuma daha vardı. Bulgar hükümeti.İki yeni hükümetle yeni bir diyalog başlattık ve güveni, güveni geri getirmek için zaten Bulgaristan Başbakanı ile Üsküp’te bir toplantı yaptık.
Bu hafta Reel Ekonomi, AB’nin pandemik iyileşme fonundan milyarlarca dolar alan ilk ülke olan İspanya’yı ziyaret etti.
İspanya Ekonomi ve Dijitalleşme Bakanı Nadia Calviño ile konuşuyoruz ve kurtarma fonlarının mesleki eğitime harcandığı Tenerife’deki öğrencilerle buluşuyoruz.
Avrupa’nın toparlanmasının temelleri atılıyor
Avrupa’nın pandemik krize tepkisi (cari fiyatlarla) 806,9 milyar Euro tutarında tarihi bir teşvik planıydı.
Bunun merkezinde, AB ülkelerinin yatırım yaparak, istihdam yaratarak ve yeşil ve dijital bir gelecek inşa ederek yeniden ayağa kalkmalarına yardımcı olmayı amaçlayan (cari fiyatlarla) 723,8 milyar Avro değerindeki İyileştirme ve Dayanıklılık Tesisi bulunmaktadır.
İspanya bu paranın 69,5 milyar Euro’sunu alacak; bu, ülkenin yakın tarihindeki en büyük kamu yatırım planı. Şu ana kadar acil durum ön finansmanı olarak 9 milyar Euro aldı ve ilk taksiti olan 10 milyar Euro’yu Aralık 2021’de aldı.
Adrián görüntü ve ses üzerine mesleki bir kurs alıyor.
Üniversitede çok fazla teori edinebilirsiniz ama çok az pratik yapabilirsiniz.
Tenerife’de Adrián gibi Kanaryalılar iş bulmalarına yardımcı olacak mesleki beceriler öğreniyor.
Adrián, “Üniversitede çok fazla teori, ancak çok az pratik alabilirsiniz. Mesleki eğitimin iyi yanı staj yapma seçeneğinin olmasıdır” diye açıklıyor.
“Çalışma şeklinizi beğenirlerse ve insanlara ihtiyaç duyarlarsa sizi alırlar. Bu eğitimden sonra geleceğimi nasıl görürüm? Peki, umarım bununla ilgili bir şeyler üzerinde çalışmaya başlarım. Dünyanın farklı ülkelerinde çalışmak isterim. ABD, Almanya, İngiltere, her yerde ama farklı yerlerde çalışırım” diye ekliyor.
Adrián’ınki gibi eğitim merkezleri halihazırda mevcut olsa da, kısmen Avrupa Sosyal Fonu sayesinde, Kurtarma Fonu’nun 2 milyar Euro’luk parası, İspanya’da 135.000 yeni mesleki eğitim merkezinin yaratılmasına ayrılacak.
CIFP César Manrique meslek okulu müdürü Jorge Rivero Antuña, paranın halihazırda teknoloji ve işletme öğretmek için kullanıldığını söylüyor.
“Avrupa Sosyal Fonu olarak bilinen Avrupa’dan fon alıyoruz. Bu, öğretmenlerin maaşlarının ve işsizler ve işçilere yönelik eğitim kurslarının %80’ini kapsıyor. Dayanıklılık mekanizmasıyla ilgili olarak, teknoloji dersleri, girişimcilik vb. için gerekli parayı zaten aldık. 2022 ve 2023 boyunca fon almaya devam edeceğimizi umuyoruz.”
Pek çok güney Avrupa üye ülkesi gibi İspanya da özellikle gençler arasında sistemik işsizlik sorunu yaşıyor. Öğrenci becerilerini işverenlerin gerçekte istedikleriyle eşleştirmek, işsizlikle mücadelenin temel yollarından biri olarak görülüyor.
Guillaume Desjardins
Euronews
Carlos, firmasının doğru becerilere sahip doğru adayları bulmakta zorlandığını söylüyor.
Teknolojinin yükselişi
Turizm hâlâ Tenerife’deki ekonomik faaliyetin ana itici gücü olmayı sürdürüyor ancak takımadaların hızla büyüyen teknoloji sektörü aynı zamanda iş fırsatları da sağlıyor.
Carlos Rodríguez, Kanarya Adaları’ndaki KOBİ’lere ve kamu kurumlarına dijital dönüşüm ihtiyaçlarında yardımcı olan bir şirket olan Omnia Infosys’in kurucusudur. Yüksek bölgesel ve ulusal genç işsizliği oranlarına rağmen Carlos, firmanın doğru adayları bulmakta zorlandığını söylüyor.
“Şu anda hem Kanarya Adaları’nda hem de İspanya’nın geri kalanında insanlar ihtiyacımız olan şeyleri karşılayacak doğru eğitime sahip değil. İhtiyacımız olan tüm becerilere sahip değiliz, ama insanlar bunlara sahip değil” diye açıklıyor.
Bu zorluğa rağmen Carlos sözlerini iyimser bir şekilde bitiriyor: “Bu sektör çok büyüyecek. Çok fazla talep olacak. Gittikçe daha fazla farklı becerilere sahip insana ihtiyacımız var çünkü COVID-19’dan bu yana talep inanılmazdı. Büyüme son iki yılda üç veya dört kat arttı. Ve bu büyüme artmaya devam edecek. Aslında Avrupa’da bu sektörde milyonlarca iş açığı var.”
İspanya Hükümeti Başkan Yardımcısı ve Ekonomi ve Dijitalleşme Bakanı Nadia Calviño:
İspanya ekonomisini dönüştürmek
İspanya, 10 milyar Avroluk ilk ödemesini alabilmek için, mesleki eğitim ekosistemini iyileştirmeyi ve işyerinde cinsiyetler arası ücret eşitsizliğini azaltmayı amaçlayan önlemler de dahil olmak üzere düzinelerce yapısal reformu uygulamak zorunda kaldı.
Diğer AB üye ülkeleri de şu anda kurtarma fonlarından paylarını almak için reformları teşvik ediyor.
Real Economy, İspanya’nın ulusal toparlanma planına ve ülkenin ekonomisini dönüştürmek için toparlanma fonlarını nasıl kullanmayı planladığına dair daha fazla bilgi edinmek için ülkenin Hükümet Başkan Yardımcısı ve Ekonomi ve Dijitalleşme Bakanı Nadia Calviño ile konuştu.
İspanya’nın bugünü ve İspanya’nın geleceği, gelecek nesiller için çok önemli.
euronews:“İspanya’ya neredeyse 70 milyar avro verilecek. Bu, İspanya ve İspanyol ekonomisi için ne anlama gelecek?”
İspanya Hükümeti Başkan Yardımcısı ve Ekonomi ve Dijitalleşme Bakanı Nadia Calviño:
“Bu, İspanya’nın bugünü ve İspanya’nın geleceği ve gelecek nesiller için çok önemli. İyileşme planımız dört eksene odaklanıyor: tüm programlarımızı yönlendiren yeşil, dijital, sosyal ve bölgesel uyum ve cinsiyet eşitliği. Dijital, toplam yatırımın yaklaşık yüzde 30’unu temsil edecek.”
euronews:Bu fonlar bir dizi yapısal reformla birlikte geliyor. Tüm bu koşulları karşılamak ne kadar zor oldu?
Nadia Calvino:“Süreç külfetli ve çok yoğundu. Biz biraz kobay gibiydik, süreci başlatıyorduk. Komisyonla birlikte bu benzeri görülmemiş iyileşme planının nasıl uygulanacağı konusunda öğreniyoruz.
Reformlara gelince, bunları 2021 yılı boyunca hızlandırdık, şimdi asıl zorluk parlamentoda bekleyenleri tamamlamak ve geçen yıl başlayan fon akışını sürdürmek.”
İspanya büyük bir ülke, karmaşık bir ülke.
euronews:“Bunu gerçekleştirecek idari kapasitenin bulunduğundan emin misiniz?”
Nadia Calvino:“Bu, her yönetim için çok ama çok önemli bir zorluk. İspanya büyük bir ülke; karmaşık bir ülke. Çok katmanlı bir yönetimimiz var. Bu nedenle bir yönetim yapısı oluşturduk ve sahip olduğumuz mekanizmaları güçlendirdik.
Önümüzdeki haftalarda, örneğin elektrikli ve bağlantılı araca geçişe öncülük etmek gibi en önemli stratejik planlardan bazılarını başlatacağız.
euronews:“Mesleki eğitim projelerinin işsizlik konusunda ne kadar fark yaratacağını düşünüyorsunuz?”
Nadia Calvino:“Mesleki eğitim, gelecekte daha iyi işleyen bir işgücü piyasasının kilidini açmanın anahtarlarından biridir. İşsizlik oranımız yüzde 13,3’e düştü ve bu bize, başta işgücü piyasası reformu olmak üzere yapısal reformlarla birlikte iyi bir temel sağlıyor ve aynı zamanda eğitim, mesleki eğitim ve yaşam boyu öğrenmeye yönelik çok önemli bir yatırım çabasıyla birlikte, İspanya’nın on yıllardır büyüme ve refahı sürükleyen bazı dengesizliklerin nihayet üstesinden gelmesine olanak tanıyabilir.”
Kazakistan, Orta Asya’da en çok yabancı yatırım çeken ülke olarak 2029’a kadar 150 milyar dolar daha direkt yabancı yatırım almayı hedefliyor.
Orta Asya’nın en büyük iktisadı pozisyonunda bulunan ve bu yıl bağımsızlığının 33. yılını kutlayacak olan Kazakistan, yabancı yatırımcılar için cazibesini koruyor.
Uluslararası İdare Geliştirme Enstitüsü (IMD) datalarına nazaran, Kazakistan dünyada rekabet edilebilir 35 ülke ortasında yer almayı başardı.
2029 yılına kadar 150 milyar dolar daha direkt yabancı yatırım çekmeyi hedefleyen Kazak hükümeti, bu kapsamda yabancı şirketler için bürokratik mahzurların azaltılması, vergi muafiyetinin getirilmesi, maliye kontrollerine tabi tutulmaması ve yasal haklarının korunması üzere adımlarla olumlu yatırım iklimi oluşturuyor.
Bu bağlamda Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in Mayıs 2024’te imzaladığı iktisadın kıymetli ölçüde özelleştirilmesine yönelik kararnamesi de dikkati çekiyor.
Tokayev, 31 Ekim’de başkanlık ettiği Yabancı Yatırımcılar Kurulu’nun 36. Toplantısı’nda “Ülkemizde yatırımcıların çalışma şartlarını güzelleştirmeyi amaçlayan sistematik adımlara devam edeceğiz.” dedi.
Yüz ölçümü bakımından dünyanın en büyük 9’uncu ülkesi ve petrol ve doğal gaz dışında varlıklı “kritik ham madde” rezervine sahip Kazakistan’da hükümet, bilhassa jeoloji bölümüne yatırım yapacak yabancı şirketlere öncelik veriyor.
Halihazırda ülkede yaklaşık 1,6 milyon kilometrekarelik alanın jeolojik keşif gayeli toprak altı kullanım haklarının alınmasına açık olduğu belirtiliyor.
Ülkede ham unsur dışı bölümlerin geliştirilmesi istenilse de Kazakistan iktisadında petrol hala büyük rol oynuyor.
Bağımsızlığından bu yana petrol üretiminin 3 kat arttığı ülkede kelam konusu kesimde bilhassa Batılı şirketlerin yüklü olarak yatırımları bulunuyor.
Ülkede gelecekte petrol üretiminin yılda 100 milyon tona çıkarılması hedefleniyor.
Aynı vakitte 200 milyon hektarı aşan tarım yeriyle ülke, bu alanda da yabancı yatırımcılara büyük fırsatlar vadediyor.
Ülkede tarım bölümünde gelecekte 5 milyar dolar bedelinde 100’den fazla projenin, yabancı yatırımcıların iştirakiyle hayata geçirilmesi planlanıyor.
Ayrıca Kazakistan’da ulaştırma ve nakliyat bölümü de yabancı yatırımcılar için büyük fırsatlar sunuyor. Hükümet özellikle Hazar Denizi geçişli Trans Hazar Memleketler arası Koridoru’nun altyapı ve lojistik geliştirilmesine yönelik projeleri önemsiyor.
Kazakistan’ın başşehri Astana’da her yıl ülkenin yatırım potansiyelinin tanıtıldığı “Küresel Yatırım Yuvarlak Masa” (KGIR) aktifliği düzenleniyor.
Çok sayıda yabancı yatırımcının yanı sıra uzmanların da katıldığı aktiflikte bu yıl da yüzlerce yabancı yatırımcı bir ortaya geldi. Kazakistan Başbakanı Oljas Bektenov, aktifliğin açılışında yaptığı konuşmada, ülkede şu anda 14 “özel ekonomik bölgenin” faaliyet gösterdiğini söyledi.
Bektenov bu “özel ekonomik bölgelerde” yabancı yatırımcılar için vergi ve gümrük ayrıcalıklarının sağlandığını, yabancı personel çalıştırma prosedürünün kolaylaştırıldığını ve iş dünyasının önündeki idari mahzurların azaltıldığını bildirdi.
Etkinliğe Türkiye’den katılan Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esma Özdaşlı, AA muhabirine, yabancı yatırımcıların Kazakistan’ı tercih etmesindeki en değerli ögelerin başında ekonomik istikrar ve devlet tarafından sağlanan teşvikler geldiğini söyledi.
Avrupa Birliği tarafından kritik olarak nitelendirilen 34 kritik ham hususun 18’inin Kazakistan topraklarında bulunduğunu belirten Özdaşlı, Kazakistan’ın şu anda petrol dışı alanlara yabancı yatırım çekmeyi hedeflediğini bildirdi.
Özdaşlı, Kazakistan’ın bulunduğu coğrafya prestijiyle da global tedarik zinciri açısından çok değerli olduğunu, 2023’te 23 milyar dolar yabancı yatırımın gelmesinin de yabancı yatırımcıların bu ülkeye duyduğu itimada işaret ettiğini kaydetti.
Kazakistan’da farklı kesimlerde Türk şirketlerinin faaliyet gösterdiğini aktaran Özdaşlı, şunları söyledi:
“Özellikle son yıllarda Türkiye’nin ulusal savunma endüstrisinde artan gücüyle birlikte Türkiye ile Kazakistan ortasında askeri eserlerin üretilmesi, askeri teknolojinin geliştirilmesi açısından çok fazla mutabakat yapıldı. Türk savunma endüstrinin Kazakistan’da kıymetli teşebbüsleri var. Bu toplantıda Kazakistan Başbakanı’nı, başka üst seviye yetkilileri dinledik. Hepsi Kazakistan’ın yabancı yatırımcıyı beklediğini bilhassa Türkiye kelam konusu olduğunda o kardeşliğin getirdiği yakınlıkla Türk yatırımcılara daha fazla teşvik sağlandığını gördük.”
BestBrokers’un yeni bir raporuna göre, ortalama gelire göre Avrupa’da ev satın almak için en uygun fiyatlı ülke Danimarka.
BestBrokers’ın bulgularına göre IMF, emlak fiyat uzmanı Numbeo ve TradingEconomics’in verilerine göre, 100 metrekarelik bir mülkün ortalama fiyatı Danimarka’da 114 net maaşa denk geliyor ve Kuzey ülkesini Avrupa’da ev satın almak için en uygun fiyatlı ülke olarak sıralıyor. .
Bu arada Danimarka, 2023’te AB’nin en pahalı ülkesi oldu (Eurostat’a göre mal ve hizmet fiyatları AB ortalamasının %43 üzerindeydi) ve yıllık ortalama kazanç Avrupa’daki en yüksek yedinci ülke oldu.
İlgili
Avrupa’nın en iyi ve en kötü emlak piyasaları: 2024’te nereye yatırım yapılmalı?
Avrupa’nın en büyük vergi cennetleri nerede ve zenginleri nasıl cezbediyorlar?
Raporda, “Fiyatlar ve gelirler bir ülkeden diğerine önemli ölçüde farklılık gösterdiğinden, BestBrokers ekibi, çeşitli Avrupa ülkelerinde bir ev satın almak için kaç aylık maaş gerektiği üzerinden emlak piyasasını incelemeye karar verdi.”
Uygun fiyat sıralaması, dünyadaki 62 ülke genelinde konut fiyatları, ortalama net aylık gelir, enflasyon ve enflasyona göre düzeltilmiş konut kredisi faiz oranları olan “gerçek” konut kredisi faiz oranlarını inceleyen verilere dayanıyor.
Avrupa’nın neresinde ev almak için para biriktirmek en uzun sürer?
Bu rapora göre İrlanda ve İsveç, sırasıyla 123 ve 129 net maaşla 100 metrekarelik bir ev almaya yeten, Avrupa’nın en uygun fiyatlı ikinci ve üçüncü ülkeleri. Bu yaklaşık 10 yıllık yıllık maaşa denk geliyor.
Ancak ufak bir sorun var, o da sayımın tamamen teorik olmasıdır. Bu, yiyecek, barınma, çocuk bakımı veya bir kişinin ihtiyaç duyabileceği veya isteyebileceği herhangi bir şeye yapılan harcamaların sayılmadığı anlamına gelir.
Avrupa’da son sıralarda Çek Cumhuriyeti ve Slovakya yer alıyor. İkincisinde, ortalama 100 metrekarelik bir evin maliyeti, neredeyse 25 yılda kazanılabilecek ortalama maaşın 297 katı. Birisi net maaşının yarısını biriktirebilirse, yine de bir aileye ev sahibi olmak için yoğun bir şekilde tasarruf yaparak geçirdiği 50 yılı düşünüyor olacak.
Avrupa’da 2024’ün üçüncü çeyreği için reel ipotek faiz oranları
Ev fiyatlarını ve karşılanabilirliğini analiz etmek için en önemli verilerden biri, her ülkedeki gerçek ipoteklerin sayılmasıydı. Çalışmada, çeşitli ülkelerde 2024’ün üçüncü çeyreğine ilişkin “gerçek” ipotek oranları hakkında bilgi edinmek için 2024’ün üçüncü çeyreğine ilişkin ipotek oranları ve öngörülen enflasyon oranlarına ilişkin veriler kullanıldı.
Raporda “Gerçek ipotek faiz oranı, borç alan için fonların gerçek maliyetini ve borç veren için gerçek getiriyi yansıtıyor” deniyor.
Rapora göre en yüksek reel ipotek faiz oranı, devlet destekli ipotek programının Temmuz 2024’te sona erdiği Rusya’da bulunuyor.
Rapora göre, nominal ipotek oranının 2024’ün üçüncü çeyreği için %20,3 civarında olması bekleniyor. Bunu %8’lik öngörülen enflasyonla ayarladılar, bu da reel ipotek oranının 2024’te %12,3 seviyesinde olacağı tahminini ortaya çıkardı. Temmuz-Eylül 2024 dönemi.
Bu hesaplamaya göre reel mortgage oranlarının yüksek olduğu diğer Avrupa ülkeleri arasında %6,65 ile Letonya ve %5,1 ile Polonya yer alıyor. Almanya’da bu oran yüzde 1,85, İngiltere’de ise yüzde 1,77. Fransa (%1,13), İtalya (%0,99) ve Hollanda (%0,96) gibi Avrupa’nın sonraki en büyük ekonomilerinde bu oran %1 civarındadır.
Örneğin, Belçika (-%0,52) ve İsveç’teki (-%1,21) negatif reel ipotek oranları: “Orada ev alıcılarının ipoteklerine eninde sonunda faiz ödemeyeceklerini önermeyin; bunun yerine gerçek (nominal) maliyetin borçlanma düşmüş olabilir” diye çalışmayı okudu.
Dünya genelinde 100 metrekarelik bir evin aylık maliyeti kaç maaş?
Ücretlere göre ev satın almanın dünyada en uygun olduğu ülke, insanların 100 metrekarelik bir mülk sahibi olmak için ortalama ücretin 71 katına ihtiyaç duyduğu Güney Afrika’dır.
Amerika Birleşik Devletleri bu sıralamada ikinci sırada yer aldı. Ancak emlak fiyatları eyaletten eyalete büyük farklılıklar gösteriyor. Rapor, ABD’de insanların ev satın almak için ortalama 76 aylık ücrete ihtiyaç duyduğunu ortaya çıkardı. Bu yaklaşık altı yıllık yıllık maaşa eşdeğerdir.
Sıralamanın en altında, ev satın almak için gereken 684 maaşla Nepal yer alıyor. Onu 631 kişiyle Türkiye takip ediyor52,5 yıllık kazanca eşdeğerdir.
Yasal Uyarı: Bu bilgiler finansal tavsiye niteliğinde değildir; özel koşullarınıza uygun olduğundan emin olmak için her zaman kendi araştırmanızı yapın. Ayrıca unutmayın, biz bir gazetecilik sitesiyiz ve uzmanlardan en iyi rehberleri, ipuçlarını ve tavsiyeleri sunmayı amaçlıyoruz. Bu sayfadaki bilgilere güvenirseniz, bunun riski tamamen size aittir.
Ticaret Bakanlığı, ihracata dayalı ekonomi politikalarımız çerçevesinde dünyanın dört bir yanına devam eden ihracat artışını sürdürmek üzere çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyor.
COĞRAFİ ÜLKE GRUPLARINA GÖRE İHRACAT GELİŞMELERİ
Coğrafi ülke gruplarında, 2024 yılı Ocak-Ağustos döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre; Avrupa ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 2,5 artışla (2,3 milyar dolar artış) 97,2 milyar dolara, Asya ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 10,8 artışla (1,3 milyar dolar artış) 13,5 milyar dolara, Yakın ve Ortadoğu ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 3,6 artışla (991 milyon dolar artış) 27,7 milyar dolara, Kuzey Amerika ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 8,3 artışla (888 milyon dolar artış) 11,7 milyar dolara, Güney Amerika ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 18,1 artışla (301 milyon dolar artış) 2,0 milyar dolara ulaştı.
Aynı dönemde Orta Amerika ve Karayipler’e yapılan ihracatımız yüzde 10,1 artışla (173 milyon dolar artış) 1,9 milyar dolara, Afrika ülkelerine yapılan ihracatımız yüzde 3,6 artışla (478 milyon dolar artış) 13,8 milyar dolara,Avustralya ve Yeni Zelanda’ya yapılan ihracatımız ise yüzde 26,0 artışla (171 milyon dolar artış) 0,8 milyar dolara ulaştı.
Ticaret Bakanlığı, Türkiye markasının bilinirliğini artırmak, pazar çeşitlendirmesiyle yeni pazarlara ulaşmak, mevcut pazarlardaki konumumuzu güçlendirmek için ihracatçıların ihtiyaçlarına yönelik uygulamalar hayata geçirmeye devam edeceklerinin altını çizdi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “Orta Vadeli Program hedeflerimiz kapsamında dost ve yakın ülkeler başta olmak üzere, komşu ve çevre ülkeler ile uzak ülkeler dâhil farklı pazarlara yönelik ihracatımızın artırılması amacıyla ikili ve çok taraflı diyalog ve istişare mekanizmalarından faydalanmak amacıyla yoğun bir şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadeleri yer aldı.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksey Overçuk liderliğindeki Rus heyeti, iki günlük resmi ziyaret kapsamında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da temaslarda bulundu.
Pakistan ve Rusya heyetleri arasındaki görüşmenin ardından, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve Rusya Başbakan Yardımcısı Overçuk, düzenledikleri basın toplantısında gazetecilerin iki ülke ilişkilerine dair sorularını yanıtladı.
Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Pakistan Dışişleri Bakanı Dar, Rus heyetinin ziyaretinin ilişkilerin geliştiğinin göstergesi olduğunu belirtti.
İki ülke arasındaki enerji, ticaret ve bölgesel işbirliğini artırmak istediklerini kaydeden Dar, Rusya ile karşılıklı işbirliğinin güçlendirilmesinin Pakistan Dışişleri’nin öncelikli politikalarından olduğu kaydetti.
Dar, “Heyetler, ekonomik genişlemedeki potansiyel alanları tespit etmek üzere ikili ilişkilere dair derinlemesine görüşmeler gerçekleştirdi. Ticaret, ekonomik işbirliği, kültürel ilişkiler ve halklar arası temaslar da dahil olmak üzere spesifik karşılıklı ilgi alanları tespit edildi” dedi.
‘Rusya’dan BRICS’e üyelik için pozitif rol oynamasını bekliyoruz’
Pakistan ve Rusya arasındaki ticaretin geçen yıl 1 milyar doları bulduğunu kaydeden Dar, ülkesinin BRICS’e katılımı konusunda Rusya’nın desteğini istedi.
Dar, “Pakistan; Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin tarafından kurulan BRICS’e katılım konusunda isteklidir ve BRICS ve diğer benzer organizasyonlara katılımına yardım etmesi konusunda Rusya’nın pozitif rol oynamasını istemektedir” dedi.
Ayrıca Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) bölgede barış, kalkınma ve istikrarı artırmayı hedefleyen önemli bir forum düzenleyeceğini belirten Dar, Pakistan olarak, Filistin’de yaşanan sorunlar da dahil olmak üzere bir dizi küresel ve bölgesel sorunlara çözüm bulmak için Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde Rusya ile işbirliği yapacaklarını kaydetti.
Pakistan’ın BRICS üyeliğine destek
Rusya Başbakan Yardımcısı Overçuk da ekonominin tüm alanlarına dair kapsamlı bir görüşme yaptıklarını belirterek, ŞİÖ’nün bir ay içinde Pakistan’da toplantı düzenleyeceğini aktardı.
Overçuk, iki ülkenin ulusal para birimlerinin kullanılması, iklim değişikliği, gıda güvenliği, enerji geçişi ve güvenliği gibi alanlarda ŞİÖ kapsamındaki ekonomik işbirliği ve ilişkilerin örtüştüğünü belirterek, “Ayrıca Pakistan ile Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Rusya ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu beş üye ülkenin ekonomik birliği arasındaki işbirliği ihtimalini ve Pakistan ile bu beş ülke arasında serbest ticaret anlaşması fırsatlarını da ele aldık” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın bu yıl BRICS Zirvesi’ne ev sahipliği yapacağını belirten Overçuk, “BRICS içindeki ilişkiler birçok ülkeyi çekerek daha da güçlendi. Pakistan’ın üyelik başvurusunda bulunmasından mutluluk duyuyoruz. Hem BRICS hem de ŞİÖ birbirleriyle uyumlu. Pakistan’ın başvurusunu destekliyoruz” diye konuştu.
Rusya-Pakistan ilişkileri
Söz konusu ziyaret, Nisan 2021’den bu yana Rusya’nın Pakistan’a gerçekleştirdiği ilk üst düzey ziyaret olma özelliğini taşıyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 2021’de Pakistan’ı ziyaret etmiş ve bu ziyaret 2012 sonrası Lavrov’un ilk Pakistan ziyareti olmuştu.
Pakistan ve Rusya, 2021’de, daha önce Kuzey-Güney Boru Hattı projesi olarak bilinen 1100 kilometrelik Pakistan Doğalgaz Boru Hattı projesini inşa etmek için anlaşma imzalamıştı.
Rusya geçen yıl, hane ve sanayi enerji ihtiyaçları artış gösteren Pakistan’ın ihtiyaçlarını karşılamak üzere indirimli petrol ve doğalgaz sağlamayı kabul etmişti.
BRICS nedir?
2006 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin tarafından kurulan topluluk, ülkeler arasında ekonomik işbirliğini amaçlıyor.
Gruba 2010’da Güney Afrika da eklendi ve Güney Afrika’nın ev sahipliğinde düzenlenen 2023 BRICS Zirvesi’nde üye ülkelerin liderleri genişleme kararı aldı. Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de 1 Ocak 2024’te BRICS’e katıldı.
Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’i BRICS’te
BRICS ülkeleri, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini kapsıyor. Gelişen dünyanın beş büyük ülkesi Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın baş harfleriyle oluşan BRICS, Batı’nın tek taraflı ekonomik işbirliğine alternatif olarak ortaya çıkan ve üye ülkeler arasında hem ekonomik hem de kültürel işbirliğini amaçlayan bir organizasyon.
‘BRIC’ terimi ilk kez 2001 yılında ABD’li yatırım bankası olan Goldman Sachs yönetim kurulu başkanı Jim O’Neill tarafından hazırlanan ‘Building Better Global Economic BRICs’ raporunda kullanılmıştı.
Lojistik sektöründe yeni bir sivil toplum organizasyonu olarak kurulan Lojistik Hizmet Sağlayıcılar Derneği-LojiDer’in Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kayıhan Özdemir Turan, AB ülkelerinin Türk TIR sürücülerine uyguladığı vize engelinin serbest ticaretin ruhuna aykırı olduğunu belirterek,Avrupa’da yeni bir hukuk mücadelesi başlatacaklarını söyledi.
Vize konusunda en büyük sorunların yaşandığı Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinde vize davaları açılması planlanıyor. Bu konuda uzman hukuk büroları ve alanında isim yapmış hukukçularla görüşmelerin de sürdürüldüğü öğrenildi.
Temmuz ve Ağustos aylarında Ankara’da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı nezdinde sektörün sorunları ve yeni yaklaşımlar üzerinde üst düzeyde görüşmeler yaptıklarını belirten Dr.Kayıhan Ö.Turan, sürücü vizelerinde yaşanan krizin sektöre olumsuz etkisinin her geçen gün arttığına dikkat çekerek, “Konuyu Avrupa mahkemelerine taşımak için çalışmalar yapıyoruz”dedi. Turan şunları söyledi: “LojiDer olarak bu konuyu Dünya Ticaret Örgütü’nün belirlemiş olduğu kriterler çerçevesinde serbest ticaretin engellenmesi bakış açısı ile değerlendiriyoruz.
Ayrıca sürücü vizelerinin normal turistik vizelerle aynı şekilde ele alınması ve değerlendirilmesi sürecinin de hukukun temel alındığı Avrupa Birliği normlarına tamamen zıt olduğunu görüyoruz. Lojistik sektöründe 1 set “çekici ve yarı römork” yatırımı yapan firmalarımızın yatırım bedeli bugün için 7-8 milyon TL düzeyinde. 10 setlik bir filo yatırımı yapan üyemizin toplam yatırım bedeli 70-80 milyon TL gibi yüksek meblağlara ulaşıyor. Bu yatırımın ülke ekonomisine ve ihracatına değer katması gerekirken sürücülere vize alınamaması nedeniyle atıl kalması kabul edilemez.”
Turan, uluslararası taşıma yapan araçların sürücülerine verilmeyen vizelerin ticaretin serbest olarak gerçekleştirilmesinin önündeki en büyük engel olduğunu belirterek, “LojiDer olarak Avrupa’da bu yönde hukuki bir mahkeme süreci başlatma yönünde detaylı bir çalışma yapıyoruz. Vize konusunun serbest ticaretin ruhuna aykırı bir aşamaya geldiği tezinden yola çıkarak, vize engeline nasıl bir çözüm bulunacağı konusunda Avrupa’daki uzman hukukçularla da görüşüyoruz. Mesele yargı yoluna gitmek değil, lehte kararlar çıkarıp bu konuya tüm AB ülkeleri için emsal teşkil edecek şekilde bir sonuç kazandırmak istiyoruz”diye konuştu.
Araç parkı büyük olan firmalar etkileniyor
Sektörün bir diğer önemli sorununun da araç parkı büyük olan lojistik firmalarının kendi garajlarında yakıt pompa istasyonu bulundurma haklarının iptal edilmesi olduğunu vurgulayan Turan şu görüşleri dile getirdi;
“Geçtiğimiz ay ulusal ve uluslararası karayolu taşıması yapan üyelerimizi olumsuz etkileyen bir KHK kararını sizlerle paylaşmak istiyorum. Filosunda 10, 50, 150, 300, 500, 800 adet aracı olan üye firmalarımız var.
Bu üyelerimiz geçmiş dönemde kendilerine tanınan hak çerçevesinde sadece kendi araçlarına verilmek üzere kendi garaj alanlarında yakıt pompa istasyonu yatırımı yapmış ve sadece kendi araçlarına yakıt vermek üzere toplu yakıt alımı yaparak, taşımacılık hizmeti maliyet kalemleri içinde yüksek bir yüzdeye sahip olan yakıt maliyetlerinde iyileştirme yapma imkanına sahip olmuştur. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunun 9. Maddesinin yedinci fıkrasında Temmuz ayında KHK ile yapılan bir degişiklik ile üyelerimizin hakları iptal edilmiştir. Ancak bunun nedenini tam olarak kavrayamadık. Devletimizin “denetim” adı altında atmak istediği her adıma derneğimiz üyesi firmalar ve sektör firmalarımız destek olacaktır.
Bununla birlikte birkaç kötü örnek ve icraat, işini doğru yapan, yatırım yaparak istihdam yaratan firmalarımızın olumsuz etkilenmesine neden olmamalıdır. 1 Ocak 2025’te uygulamaya alınacak bu kararın tekrar gözden geçirilmesi adına çalışmalarımız devam ediyor.Ümit ediyoruz ki yapacağımız çalışmalar olumlu sonuçlanacak ve bu konuda bütün paydaşların beklentilerini karşılayan bir çözümü hep birlikte oluşturacağız.”
Yetki belgeleri ve haksız rekabet ortamı
Sektörde uzun yıllardır konuşulan bir diğer konunun da haksız rekabet ortamı olduğunu ifade eden Dr. Kayıhan Ö. Turan, yetki belgeleri konusuyla ilgili olarak, “Yüksek bedellerle alınan yetki belgeleri ile lojistik hizmetlerin yapıldığı bir ekosistemde faaliyet gösteriyoruz. Ancak denetimin istenen düzeyde olmaması nedeniyle hala belgesiz yapılan faaliyetler engellenemiyor. Bunun sonucu olarak belgeli firmalarımız haksız rekabet ortamında işlerini devam ettirmeye çalışıyor.” dedi.
Sektörün yeni çekim merkeziyiz
Lojistik Hizmet Sağlayıcılar Derneği’ni (LojiDer) sektörün yeni çekim merkezi olarak niteleyen Dr. Kayıhan Özdemir Turan,” Ülkemizin 7 bölgesinde, 26 ilinde üyemiz var. 6 aylık süre sonunda üye sayımız tüzel kişilik olarak 298’ e ulaştı. Üyelerimizin 2023 cirosu 1.84 milyar ABD doları, 8 bin 170 kişiye istihdam sağlıyoruz, istihdamın yüzde 18’ini kadınlarımız oluşturuyor. Sektörümüze ve ülkemize değer katmak adına yoğun çalışma tempomuz var.
Uluslararası boyutuyla 28 ülke Derneği’nin yer aldığı 40 yıllık bir geçmişi olan European Logistics Association ELA’nın Türkiye’den üyesi olan ilk STK olduk. 27 yıllık geçmişi olan, dünyada 3 bölgede yapılanmış TAPA’ ya da Türkiye’den üye olan STK yine LojiDer oldu”dedi.
“Karayolu treni ile yeni bir ufuk açacak”
Dr. Kayıhan Özdemir Turan, “Ağustos ayında Ankara’da yapılan ve ağır nakliye sektörümüzün uzun yıllardır beklediği yönetmelik ile ilgili katıldığımız çalıştayda özellikle yenilikçi yaklaşım ile önerdiğimiz karayolu treni uygulaması sektörümüz için ufuk açıcı bir uygulama olacak. 2025’te yenilikçi bu uygulamanın hayata geçecek olması bizleri heyecanlandırıyor. “Karayolu treni” ile özellikle otobanlara yakın yükleme mahalleri ile otobanlara yakın boşaltma mahallelerine yakın noktalar arasında yapılacak taşımalar için çok önemli bir tasarruf sağlanacak” dedi.
İklim değişikliğine bağlı olarak dünyada yaşanan gıda krizinin ölçeği her geçen gün artıyor. Olumsuz yönde etkilenen gıda mahsulleri ve bitki bazlı hayvan yemleri, besin erişimini küresel çapta tehdit ediyor.
Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda gıda krizinin Türkiye’yi de etkileyeceğini söyleyen Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ö. Abdullah Özdemir ve Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Değirmenci, DÜNYA Gazetesi’ne değerlendirmelerde bulundu.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, ulusal ve küresel anlamda ülkeleri ve dünyayı büyük sıkıntıya sokacak bir gıda krizinin olmadığını, savaşlardan kaynaklanan, belirli ürünler temelinde üretim ve nakliye sorunlarının yarattığı bir sorun olduğunu vurguladı. Çakır, “Örneğin Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan buğday arzı gibi.
Uzun süredir yaşanan küresel ekonomik daralmanın getirdiği bir enflasyonla artan gıda fiyatları var. Eğer bu siyasi sorunlar, savaşlar ve ekonomik daralma devam ederse kısa zamanda arz talep dengesi bozulacak ve bir kriz oluşacaktır. Arz talep dengesinin bozulması, artan maliyetlerden dolayı fiyatların artması, ürün kalitesinin bozulması, raf ömrünün azalması ve elbette önümüzdeki yılların en önemli sorunu olan küresel iklim değişiminin yaratacağı olumsuz şartlar gıda krizinin kapıda olduğunu ve bu konuyu ciddiye almamız gerektiğini gösteriyor” dedi.
“Teknolojinin gücünden yararlanmalıyız”
Gıdada sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için öncelikle planlı bir tarımsal üretimin gerekli olduğunu, planında da veriye bağlı olduğunu ve doğru veri yoksa planında yapılamayacağını söyleyen Çakır, “Mutlaka sektörle, tarım dinamikleriyle, çiftçiyle birlikte çalışmak, tabanın sesine kulak vermeniz gerekir. Elbette sürdürülebilirliğin baş unsuru doğayı, toprağı ve suyu korumaktır.
Gelecek nesillere sağlıklı bir toprak, temiz bir hava, temiz bir su kaynağı bırakamazsak sürdürülebilirlikten nasıl bahsedeceğiz. Sürdürülebilir olmak demek işte bugün bu kaynakları korumaktır, verimli kullanmak ve israf etmemektir. Burada da teknoloji kullanmalı, teknolojinin gücünden yararlanmalıyız. Dijitalleşmeyi tarım ve gıdaya entegre etmek zorundayız. İşin bir diğer tarafı da insan kaynağıdır. Kentleşen bir dünya var. Ülkemizde de durum aynı. Kırsal yaşam yok oluyor. İnsanlar artık tarım sektöründen çıkıyor. Yeni nesiller tarımla ilgilenmiyor. Gençlerin tarıma dönüşünü sağlamak zorundayız” ifadesini kullandı.
“Gıdada planlama yapılmalı”
Kontrolsüz ve bilinçsiz üretimin zaman zaman arz yarattığını ve bu durumun israfa neden olduğunu vurgulayan Çakır, “Tarımı gıda sanayisine daha çok entegre etmeli ve uzun süreli saklama koşullarını sağlamalıyız. Her şey planlamaya dayanıyor. Neyi ne kadar üreteceğimizi bilmek zorundayız. Plansızlık demek israf demektir. Elbette diğer konu ise izlenebilirliğin olmamasıdır. Tarımsal ürünlerin tarladan son tüketiciye kadar olan tüm süreçlerin, üretim, depolama, paketleme, nakliye gibi tüm süreçlerin izlenmesi, yani kayıt altına alınması gerekir.
İzlenebilirlik bir gıda güvenliği meselesidir. Süreçlerin hangisinde sorun varsa önlemler ona göre alınır ve israf engellenir. Ama izlenebilirlik yoksa israfın nerede olduğunu bilemezsiniz” dedi. Serbest piyasa politikasını benimseyen bir ülkede, devletin üretimden ziyade kontrol görevini üstlenmesi gerektiğini belirten Çakır, “Teşvik ve desteklerle yaptırım gerçekleştirmelidir. Tabandan aldığı doğru bilgilerle, iş birliği içinde makro planlamaları yapmalıdır. Gıda krizleri ülkeler için bir ulusal güvenlik konusudur.
Devletler insanını beslemek zorundadır, sağlıklı gıdayı temin etmek zorundadır. Aşırı gıda fiyatı artışına karşı toplumu korumak zorundadır” diye konuştu. Dünyada görülmemiş bir gıda fiyat artışı olduğunu vurgulayan Çakır, daha önce görülmemiş kuraklıkların yaşandığını söyledi. Çakır, “Tüm bunlar gıda krizi çanlarının çalması demektir. Fiyat artışları, düzensiz beslenme, hastalıkların artması, sağlıksız yeni nesil, yok olan toprak ve su kaynakları. Tüm bunlar karanlık bir tablo yaratıyor. Bu karanlık tablodan ülkeler arası iş birliği ile çıkarız” dedi.
“Tarım ve gıda sektörünün önemi artıyor”
Mersin Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ö. Abdullah Özdemir, 2019 yılının son aylarında başlayan pandemi süreciyle birlikte tarım ve gıda sektörünün öneminin daha da arttığını, ülkelerin tarımda daha korumacı tutumlar sergilemeye başladığını, gümrük vergisi değişiklikleri, ihracatın yasaklanması, kısıtlanması ya da kota getirilmesi gibi çeşitli uygulamalara gitmeye başlandığını söyledi. Özdemir, “Bu dönemde gıda milliyetçiliği, kendi kendine yeterlilik, gıda güvenilirliği, sürdürülebilir gıda ve gıda israfı gibi kavramlar çok daha fazla gündeme gelmeye başladı.
Gıda krizi de bu kavramlardan biridir” dedi. Özdemir, Birleşmiş Milletler (BM) “2030 yılına kadar dünyadaki açlığa son verme” hedefi belirlemişti. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından açıklanan “Dünyada Gıda Güvenliği ve Beslenmenin Durumu” raporunda bu hedefe ulaşılmaktan çok uzak olunduğu vurgulanmaktadır” ifadesini kullandı.
“Gıdada Sürdürülebilirlik Endeksi’nde Türkiye 28’inci”
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de her yıl kişi başına 93 kilogram, toplamda 7,7 milyon ton yiyeceğin çöpe atıldığını vurgulayan Özdemir, “Türkiye Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS) açıklamasına göre ise ülkemizde 14 milyon adet ekmek çöpe giderken, Türkiye 214 ülke arasında en fazla gıda israfının yaşandığı 15’inci ülkedir” dedi. 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar kişiye ve Türkiye nüfusunun 100 milyon kişiye dayanmasının beklendiğini dile getiren Özdemir, “Dolayısıyla ziyan edilecek tek bir lokma lüksümüz bulunmamaktadır.
Üstelik son 20 yılda ülkemizde tarım alanları yaklaşık yüzde 10 azalırken, nüfusumuz yüzde 17 artmıştır. Gelecekte daha az tarım alanı ile daha fazla nüfusu beslemek zorunda kalabiliriz. Bunca emekle üretilen her bir gıdamızın değerini iyi bilmeli, şimdiden özellikle genç nesillerimizde bu bilinci yaygınlaştırmalıyız” dile getirdi. Dünyada genelinde yaşanan gıda krizinin Türkiye’yi de etkilediğini söyleyen Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Değirmenci, Ukrayna ve Rusya savaşı etkisiyle buğday gibi temel gıda maddelerinin dünyada azaldığını ve lojistiğinin de sağlanamadığını kaydetti.
“Sürdürülebilirlik konusunda bilinçlendirilme yapılmalı”
“Toprak ve su korunurken bir de bunun yanında o toprağı işleyecek insanı da koruduğunuzda sürdürülebilirliği sağlamış oluyoruz” diyen Değirmenci, “Günümüz dünyasında Tarım ve Gıda sektörü için vazgeçilmez bir gerçek haline dönen bu olgu gelecekte daha da önemli hale gelecektir. Bu sebeple önce tüketici olarak bizler tüm bu konulara dikkat çekeceğiz. Daha sonra üretici konumundaki kişiler de sürdürülebilirliği sağlamanın şartlarını araştırıp bu yolda bir üretim modeli geliştirecektir” ifadesini kullandı. Değirmenci ayrıca, devlet teşvikleri doğrultusunda vatandaşın ve çiftçinin gıda da sürdürülebilirlik konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
“Doğru tarım alanları seçilmeli”
“900 milyon kişi yetersiz beslenme sorunu yaşıyor” Doğru tarım alanlarını seçmenin önemine de değinen ve Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Değirmenci, “Tarım alanlarının yapılaşmaya açılmaması, kuraklık olan bölgelerde sulamanın çok gerekli olduğu ürünlerin ekilmemesi, tohum ve fide seçimi gibi birçok şartı göz önünde bulundurarak gıda sürdürülebilirliğini sağlamak gerekiyor. Doğru fide ve tohum seçmek gerekiyor. Doğru ürünü doğru yere koymak önemlidir. Çok fazla su gerektiren bir ürünü su olmayan bir yerde ekmek, verimliliği azaltır” dedi.
“Suyu israf ederek gıda krizine karşı koyamayız”
Geleneksel tarım yöntemleriyle, kimyasal gübre ve ilaçlarla toprağı yok ederek, vahşi sulama ile suyu israf ederek gıda krizine karşı konulamayacağını belirten Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, “Tarım ve gıda ArGe’sine, yüksek teknoloji kullanımına ağırlık vermek zorundayız.
Konunun sadece üretim yanı yok, aynı zamanda maliyet anlamında enerji, lojistik, tanıtım, emek gibi parasal değerlerle birlikte, ekolojik, sosyal ve sağlık alanındaki zararları da söz konusu. Tüm bu dolaylı gibi görünen konularda kısa zamanda değerlendirilmeye alınmalıdır. Küresel ısınma bir komplo teorisi değil, gıda krizi çok uzak bir olgu değil. Evde oturan vatandaştan üreticiye, sektör temsilcilerinden kamuya kadar herkesin sorumluluğu var, yapması gereken şeyler var. Gıda konusu bir beka konusudur, bir ulusal güvenlik meselesidir” diye konuştu.
Ticaret Bakanlığı, Türkiye’nin, bu yılın ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe oranla hizmet ihracatı artışında G20 ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığını bildirdi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) 2024 Yılı İkinci Çeyrek Uluslararası Ticaret İstatistikleri Raporu’nun yayımlandığı hatırlatıldı.
Hizmetler sektörünün, ihracat büyüklüğü, dış ticaret dengesinde verdiği fazlanın cari dengeye sağladığı pozitif yönlü kritik katkı, yüksek katma değerli üretim ve yarattığı istihdamla ülke ekonomisinde önemli bir yer tuttuğu ifade edilen açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:
“Ülkemiz; Cumhuriyet’imizin 100. yılında 101,7 milyar dolar hizmet ihracatıyla, dünya hizmet ihracatından yüzde 1,29 pay alarak 22. sıraya yükselmiştir. 110 milyar dolar hizmet ihracatı hedefi belirlediğimiz 2024 yılının ilk 6 ayında ise hizmet ihracatımızın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,5 oranında artarak 47,2 milyar dolara ulaştığı, hizmet ithalatımızın ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11,8 artışla 23,1 milyar olarak gerçekleştiği görülmektedir. Böylece hizmetler ticaretinde ortalama yüzde 50 düzeyinde ticaret fazlası elde ediyoruz.”
TÜRKİYE İKİNCİ ÇEYREKTE HİZMET İTHALATI EN FAZLA AZALAN ÜLKE OLDU
OECD’nin raporuna göre, G20 ülkeleri mal ihracatı artış hızının 2024 yılı ikinci çeyreğinde ilk çeyreğe göre sabit kaldığı, hizmet ihracatının, mal ihracatının aksine aynı dönemde büyümeye devam ettiği bildirilen açıklamada, “Türkiye, G20 ülkeleri içerisinde 2024 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe oranla hizmet ihracatı artış oranında ilk sırada yer alırken, söz konusu ülkeler içerisinde hizmet ithalatı artış oranının en fazla düştüğü ülke konumunda yer almaktadır.” bilgisi paylaşıldı.
Geçen yılın ikinci çeyreğinde G20 ülkelerinin hizmet ihracatında bir önceki döneme göre yüzde 1,9 artış yaşanırken, ülkenin hizmet ihracatının yüzde 4,7 arttığı vurgulanan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
“Aynı dönemde G20 ülkelerinin hizmet ithalatında yüzde 1,1 artış yaşanırken, ülkemizin hizmet ithalatında yüzde 3 daralma gerçekleşmiştir (mevsimsellikten arındırılmış veri). Bu itibarla, G20 ülkeleri arasında 2024 yılı ikinci çeyreğinde hizmet ihracatı artışında birinci sıraya yerleşen ülkemiz, aynı zamanda, söz konusu dönemde hizmet ithalatı en fazla azalan ülke olmuştur.”